Sağlanan metin, Osmanlı İmparatorluğu'nun I. Dünya Savaşı'na Almanya ve Avusturya-Macaristan safında katılmasıyla başlayan ve İtilaf Devletleri'nin Türkiye'yi tamamen yok etme niyetini ortaya koyan bir tarihi dönemi ele almaktadır. Özellikle İngiltere'nin Müslüman dünyasında Türk zaferinin yaratabileceği bağımsızlık hevesini bastırma çabaları vurgulanmaktadır. Metin, Kurtuluş Savaşı'nın farklı cephelerindeki mücadelelere, Anadolu'daki Rum ve Ermeni çeteleriyle yaşanan çatışmalara, Türk ve Yunan orduları arasındaki savaşlara ve lojistik zorluklara detaylı bir şekilde değinmektedir. Ayrıca, savaşın cephe gerisindeki toplumsal hayata etkileri, halkın direniş ruhu, subayların fedakarlıkları ve ulusal kurtuluş için verilen topyekûn mücadele anlatılmaktadır.
"Şu Çılgın Türkler", Milli Mücadele'nin heyecan verici ve her yönüyle anlatıldığı, gençlerin de kolayca okuyabileceği bir roman niteliğindeki kapsamlı bir derleme eserdir. Yazar, elli yılı aşkın bir süredir bilgi ve belge toplama tutkusuyla bu eseri meydana getirmiştir. Milli Mücadele'yi bir macera romanı gibi kurgularken, olayların gerçekliğini korumuş ve kaynaklara dayandırmıştır.
I. Eserin Yaklaşımı ve Metodolojisi
- Kapsamlı Araştırma: Yazar, Milli Mücadele ile ilgili bilgi ve belge toplama tutkusunun elli yılı aşkın süredir devam ettiğini belirtmektedir. Bu durum, eserin derinlemesine bir araştırma ürünü olduğunu göstermektedir: "Milli Mücadele ile ilgili bilgi ve belge toplama tutkum elli küsur yıldır sürüyor. Hemen hiç ara vermedim diyebilirim. Bu derleme ve okumayı hâlâ da sürdürüyorum."
- Roman Formunda Anlatım: Eser, gençlerin sıkılmadan okuyabilmesi amacıyla bir roman gibi tasarlanmıştır. Ancak bu, olayların gerçekliğinden ödün verildiği anlamına gelmez; "Okurlar bu büyük konuyu, sade ve meraklı bir roman gibi yorulmadan okusunlar istedim."
- Nesnellik ve Kaynak Kullanımı: Yazar, olayları abartmadan veya küçültmeden aktardığını vurgular. Yunanlılar için Yunan kaynaklarını, İngilizler için İngiliz kaynaklarını kullanmış, hatta aleyhte bilgilerin kendi kaynaklarında yer aldığını belirtmiştir. Bu, eserin objektif bir bakış açısı sunma çabasını gösterir: "Hiçbir şeyi abartmadım, küçültmedim de. Aktarılan olayların gerçek olduğunu belirtmek için geçerli kaynakları gösterdim."
- Teknik Ayrıntılardan Arındırma: Savaşların anlatımında teknik detaylardan ve ayrıntılardan arındırılarak, ana çizgiler ve ruhun korunmasına özen gösterilmiştir. Deniz olaylarına ise sadece bir kısmına yer verilerek Rüsumat'ın hikayesi örnek olarak anlatılmıştır.
II. Dönemin Temel Çatışmaları ve Zorlukları
- İç ve Dış Düşmanlar: Milli Mücadele, hem dış işgalcilerle (İngilizler, Yunanlılar) hem de içerdeki hainler ve gafillerle yapılan çetin bir savaştır. Damat Ferit Hükümeti'nin Kuvâ-yı Milliyecilere karşı dinsel nitelikli savaş açması, iç ihanetin boyutunu göstermektedir. Şeyhülislam Dürrizade Abdullah'ın fetvaları, İngiliz ve Yunan uçaklarıyla Anadolu'ya atılmış, "Padişahın izni olmadan işgalcilere karşı duranları, asker ve para toplayanları tek tek veya topluca öldürmek, din gereği ve görevidir! Milliyetçileri öldürenler gazi sayılır, bu yolda ölenler şehit!" denilerek halkın kışkırtıldığı görülmektedir.
- Sevr Antlaşması ve Tam Bağımsızlık Talebi: İşgalci güçler ve onların işbirlikçileri, Sevr Antlaşması'nı kabul edenleri "ölçmüş biçmiş, uygun görmüş" bir hükümet olarak görürken, bağımsızlık isteyenleri "çılgın" olarak nitelendirmiştir. Ali Kemal, bu "çılgın" nitelemesini severek, "Çılgın olmasalar, sanki cihan savaşını biz kazanmışız gibi koskoca Lloyd George'a barış şartlarını dikte etmeye yeltenirler miydi?" diyerek, bağımsızlık mücadelesini imkansız bir "delilik" olarak gördüklerini ifade etmiştir. Ancak Mustafa Kemal Paşa'nın da vurguladığı gibi, bu dava "kişisel bir dava" değil, "hür ve bağımsız yaşama" arzusudur.
- İngiliz Emperyalizmi ve Yunanistan'ın Rolü: İngiltere'nin Anadolu'ya yönelik çıkarları çok boyutludur: Doğu Akdeniz'e, Hindistan yoluna, İran, Irak ve Kuveyt petrollerine egemen olmak ve Türkleri cezalandırarak dünya Müslümanlarında bağımsızlık hevesini kırmak. Bu amaçla Yunanlıları kullanmışlardır. Lloyd George'un "Bir Türk zaferi hepsinde bağımsızlık hevesi uyandırabilir" sözü, bu emperyalist kaygıyı açıkça ortaya koymaktadır. Yunanistan'ın Batı Anadolu'nun zengin maden yatakları gibi ekonomik vaatlerle kışkırtılması da bu stratejinin bir parçasıdır.
- Malta Sürgünleri: İstanbul'un işgali sonrası önde gelen Osmanlı paşaları, milletvekilleri, bürokratlar ve yazarlar Malta'ya sürgün edilmiştir. Bu sürgünler arasında Sait Halim Paşa, Ziya Gökalp gibi önemli isimler bulunmaktadır. Sürgünlerin çoğu, İngilizlere onurlarını koruyarak direnmişlerdir.
- Askeri ve Lojistik Zorluklar: Türk ordusu, Kütahya-Eskişehir Savaşları öncesi ve Sakarya Savaşı sırasında büyük lojistik ve askeri zorluklarla karşı karşıyadır.
- Silah ve Cephane Kıtlığı: Ordunun elinde derme çatma bir ordu, pek az ağrı kesici kalmıştır. Büyük ameliyatlar hissi iptal ile yapılmaktadır. Yüzbaşı Şahap Gürler'in belirttiği gibi, Rusya'dan gelen yardımın bile bir tümene yetmeyeceği görülmektedir: "Sadece 8 top, 20 hafif makineli tüfek ve 4.076 piyade tüfeği."
- Ekipman Eksikliği: Uçakların kaput bezi ve patates kabuğu-paça suyu karışımıyla tamir edilmesi, süvarilerin mızrak yerine sivriltilmiş sopalar kullanması, sedyelerin ağır ağaçtan yapılması ordunun imkansızlıklarını gözler önüne sermektedir.
- İkmal ve Ulaşım Sorunları: Trenler kömür yerine odunla hareket etmekte, odun bitince istasyonların ahşap kısımları bile yakacak olarak kullanılmaktadır. Su sıkıntısı, yolların bozukluğu ve tozlu olması da önemli sorunlardır.
- Askerlik ve Eğitim: Acemi askerlerin kısa sürede savaşa hazırlanması gerekmektedir. Haydar Çavuş gibi tecrübeli askerler, yeni gelenleri "manda çamura uzanır gibi" yatmamaları için sert bir şekilde eğitmeye çalışmaktadır.
- Devlete Güvensizlik: Osmanlı'nın son dönemlerinde yaşanan "büyük kaçgun"dan beri halkın devlete güveni kalmamıştır. Can ve mal güvenliğini sağlayamayan devletin, bir de eşkıyanın yağmaladığı köylerden vergi almaya çalışması, halkın devlete olan inancını sarsmıştır. Ancak Milli Mücadele sürecinde, halkın devlete olan güveni yeniden inşa edilmeye başlanmıştır.
III. Milli Mücadele Ruhu ve Direniş
- Halkın Seferberliği ve Fedakarlığı: Milli Mücadele, topyekûn bir halk direnişidir. Kadınlar, Halide Edip Hanım'ın çağrısıyla "milletinin şerefini ve namusunu canından aziz bilen bu genç ve yoksul orduya yardıma" koşmuşlardır. Yüzüklerini, bileziklerini ve hatta yaşlı bir çamaşırcı kadının "zor günüm için sakladığım" bir lirayı bile bağışladığı görülmektedir. Kağnılarla cepheye erzak ve mühimmat taşınması, halkın (özellikle kadınların) mücadelenin en önemli unsurlarından biri olduğunu göstermektedir. Fransız diplomatın "azminizi ve sabrınızı temsil eden kağnı kollarını büyük bir hayranlıkla izledim. Ama gerçekçi olun ve bizimle uzlaşmaya bakın. Çünkü kağnı, kamyonu yenemez!" sözü, bu zorlu ama kararlı direnişi özetlemektedir.
- Vatanseverlik ve Mücadele Azmi: Nesrin gibi genç kızlar, "Bu vatan yalnız erkeklerin değil ki efendim. Mutlaka benim de payıma düşen bir görev vardır" diyerek hemşirelik, dikiş dikme, kimsesiz çocuklara bakma gibi görevler üstlenerek mücadeleye katılmışlardır. Yakup Kadri, bu yeni ruhu "Bir romanda yaşadığımı düşünüyordum. Yanılmışım. Böyle roman olur mu? Bağımsızlığı ve özgürlüğü için mücadele eden bir halkın destanı bu" sözleriyle ifade etmiştir.
- İnebolu'dan Cephane Kaçırma: İnebolu, Milli Mücadele'nin en önemli lojistik üslerinden biridir. Rüsumat IV gemisinin, düşmana teslim olmamak için Mahmut Kaptan'ın "aklıma bir delilik geldi" diyerek kendini batırma kararı, fedakarlığın ve direnişin sembollerinden biridir. Ordu'dan gelen kadınların kova ve bakraçlarla geminin suyunu boşaltarak tekrar yüzdürmesi, halkın bu mücadeleye ne denli bağlı olduğunu gösterir: "Ordu'nun dereleri / Aksa yukarı aksa / Vermem seni ellere / Ordu üstüme kalksa..."
- Milli Misak ve Tavizsiz Duruş: Mustafa Kemal Paşa, Bekir Sami Bey'in imzaladığı, "Misak-ı Milli'ye aykırı" anlaşmaları reddetmiştir. "Biz bu zavallı milletin maddi ve manevi haklarını, sırf lütuflarını kazanmak için yabancılara nasıl bağışlayabiliriz? Asıl o zaman tarih ve millet önünde sorumlu olmaz mıyız? Kendimizi kurtarmak için geleceklerini satarsak, bu insanlar, ilerde hepimizi lanetle anmazlar mı?" sözleri, milli bağımsızlık konusundaki tavizsiz duruşu ifade etmektedir.
- Mustafa Kemal'in Liderliği ve Manevi Güç: Kütahya-Eskişehir yenilgisi sonrasında bile Mustafa Kemal Paşa'nın subaylara "Üzülmeyin çocuklar. Ordu yaşıyor. Önemli olan bu... Nasıl olsa düşmanı mahvedip bu yoldan geri geleceğiz" sözleri, yıkılmaz bir inanç ve moral kaynağı olmuştur. Malta'daki paşaların bile ümitsizliğe kapıldığı bir ortamda, Mustafa Kemal Paşa, Başkomutanlık yetkisini "olağanüstü zamanların önlemleri de olağanüstü olur" diyerek istemiş ve bu yetkinin ancak üç ay süreyle, "reisinizde güveniniz yoksa, böyle bir yetki vermeniz doğru olmaz" ifadesiyle Meclis'ten alınmıştır.
- Alanı Savunma Anlayışı: Çaldağı'nın kaybedilmesi ihtimaline karşı Mustafa Kemal Paşa'nın "Çaldağı elden çıksa da çekilmeyeceğiz" diyerek yeni bir savunma anlayışı ortaya koyması, stratejik dehanın bir göstergesidir: "Biz alan savunması yapıyoruz. Bu yöntemde 'hâkim yer' düşüncesinin yeri olamaz. Bir ordu aklını ve anlayışını koruyorsa, onun için mevzi önemli değildir. Bir asker her yerde savaşır... Eğer elimizden çıkarsa, araziye mahkûm olmayacağız... beş yüz metre, bin metre geri çekilip yeniden cephe kuracağız ve aynı azimle savaşa devam edeceğiz." Bu anlayış, yüzlerce yıllık savunma paradigmasını değiştirmiştir.
- Kadınların Toplumsal Rolünün Değişimi: Dr. Hasan'ın gönüllü hemşirelere yaptığı konuşma, Kurtuluş Savaşı'nın kadınların toplumsal hayattaki yerini nasıl değiştirdiğini ve onları modernleşme hareketinin öncüleri haline getirdiğini vurgular: "Hayatımıza öğretmen, çeteci, işçi, kağnıcı, yazar, dernek yöneticisi hanımlar karıştı. Bunlar da Müslüman. Ama bu hanımlar peçe takmıyor, çarşaf giymiyor, tavuk kafese kapanır gibi eve kapanmıyorlar. Kendilerini ikinci sınıf bir yaratık olarak görmüyorlar. Erkeklerin iki adım gerisinden yürümüyorlar. Vatan savaşına katılmayı namus borcu biliyorlar." Bu, ilkel olanla uygarlık arasında bir çatışma olarak sunulmuş ve Türkiye'nin geleceği bu çatışmayı kazanacak kadınlara bağlanmıştır.
IV. Detaylar ve Gözlemler
- Ruhani Unsurlar: Namaz kılıp bayramlaşan Türk askerleri gibi dini unsurlar, ordunun manevi motivasyonunun bir parçası olarak gösterilmiştir.
- İnsan Hikayeleri: Eserde, isimsiz kahramanların ve sıradan insanların mücadeledeki yerleri vurgulanmıştır. Yaralı askerlerin cepheye koşarak geri dönmesi, asker kaçaklarının azalması ve "sağ elinin işaret parmağını yaralayarak askerden kaçmak isteyen yine birkaç kişi çıkmıştı ama askerin büyük [kısmı]…" ifadesi, askerin moral ve disiplinini göstermektedir.
- Dimitri Baba'nın Torunu Panayot: Panayot gibi gençlerin askere alınması, savaşın tüm toplum kesimlerini etkilediğini gösterir.
- Birlikte Yaşam ve Ayrımcılık: Pandikyan ile yapılan diyalogda, yüzyıllardır birlikte yaşayan Türk ve Ermeni halkının arasına "entrikacılar, dünyayı yalnız kendilerinin sanan güçler ve satılık, kiralık, hayalci adamlar"ın girdiğine değinilerek, acı olayların nedeni olarak dış güçlerin kışkırtması ve içerdeki işbirlikçiler gösterilmiştir.
- Askerin Durumu: Çıplak ayaklı askerler, kirli ve kanlı sargılar, açlık ve susuzluk sorunları gibi detaylar, ordunun çektiği zorlukları çarpıcı bir şekilde gözler önüne sermektedir.
- "Kâzım Paşa şaşırdı: Nasıl olur Paşam?" Mustafa Kemal Paşa'nın alan savunması stratejisi, savaşın gidişatını değiştirecek ve Türk ordusunun direniş gücünü ortaya koyacak kritik bir dönüm noktasıdır.
Sonuç olarak, "Şu Çılgın Türkler", Milli Mücadele'yi sadece bir savaş olarak değil, aynı zamanda bir milletin yeniden doğuşu, bağımsızlık ve modernleşme mücadelesi olarak ele alan, çarpıcı ve detaylı bir eserdir. Yazarın titiz araştırması, olayları kaynaklara dayandırması ve roman kurgusuyla okuyucuya aktarması, dönemin ruhunu ve zorluklarını tüm gerçekliğiyle yansıtmasını sağlamıştır.