Şehvetiye Tarikatı - İsmail Saymaz

Verilen metin, İsmail Saymaz'ın Şehvetiye Tarikatı adlı kitabından alıntılar sunmaktadır. Bu alıntılar, tarikatların Osmanlı'dan günümüze uzanan tarihsel gelişimini ve Cumhuriyet döneminde yaşadığı dönüşümleri ele almaktadır. Kitap, özellikle sahte şeyhlerin istismar vakalarına odaklanarak, dini inançları kullanarak insanları cinsel ve ekonomik olarak sömüren üç ayrı olayı detaylandırmaktadır: "Veysel Karani Borç İstiyor" başlıklı olayda reenkaransyon inancıyla dolandırıcılık, "Açıkgöz'ün Cinleri" başlıklı olayda cinlerle define bulma vaadiyle dolandırıcılık ve "Sözde Tekke" başlığı altında Balıkesir'deki bir türbe etrafında gerçekleşen çocuk istismarı ve dolandırıcılık vakası. Metin, "Badeciler Tarikatı" adıyla bilinen ve şeyhin cinsel organını emmenin bir ibadet sayıldığı sapkın bir yapılanmayı da ayrıntılarıyla anlatarak, din adı altında yaşanan manipülasyon ve suiistimallerin derinliğini gözler önüne sermektedir.

Bu belge, gazeteci İsmail Saymaz'ın "Şehvetiye Tarikatı" adlı kitabından alınan alıntıları içermektedir. Yazarın kariyeri, insan hakları ihlalleri ve düşünce özgürlüğü konularındaki çalışmalarıyla öne çıkarılarak, gazetecilik ödülleri ve yargılandığı davalar vurgulanmaktadır. Kitabın ana teması, sahte tarikatların ve sözde şeyhlerin istismar yöntemleri üzerine kuruludur. Belgede, dini inançların suiistimal edilerek insanların cinsel ve ekonomik olarak sömürüldüğü vakalar detaylıca anlatılmaktadır. Özellikle "Badiciler Tarikatı" ve lideri Uğur Korunmaz'ın "badeleme" adı altında uyguladığı cinsel istismar, yanıltıcı keramet gösterileri ve cinleri kullanarak yapılan dolandırıcılık gibi örneklerle bu yapılar deşifre edilmektedir. Ayrıca, Osmanlı'dan günümüze tarikatların devletle ilişkileri, yozlaşma süreçleri ve holdingleşme eğilimleri de tarihsel bir perspektifle ele alınmaktadır.

Bu brifing belgesi, İsmail Saymaz'ın "Şehvetiye Tarikatı" adlı kitabından seçilmiş alıntılar üzerinden, Türkiye'deki sözde tarikat ve cemaatlerin sapkın eylemlerini, ekonomik sömürü mekanizmalarını ve devletin bu konudaki tutumunu incelemektedir. Kitap, din istismarı, cinsel istismar, dolandırıcılık ve bu yapıların toplumsal ve yasal boşluklardan nasıl faydalandığını çarpıcı örneklerle ortaya koymaktadır.

Ana Temalar ve Önemli Bulgular:

1. Şehvet ve Servet Merkezli Sahte Tarikatlar:

Kitapta öne çıkan en çarpıcı tema, din kisvesi altında cinsel istismar ve ekonomik sömürüyü birleştiren "merdivenaltı tarikatlar" ve "sahte şeyhler"dir.

  • Cinsel İstismar ve Sapkınlıklar:"Badeciler Tarikatı" ve "Seks Dergahı": Uğur Korunmaz tarafından kurulan "Kırklariler" adlı sözde tarikat, "badelenmek" (şeyhin cinsel organını emerek menisini yutmak) ve "tabi olmak" (şeyh ile cinsel ilişkiye girmek) gibi sapkın uygulamaları "ibadet" ve "Allah'a yakınlaşma" olarak sunmuştur. Bir müridin ifadesiyle: "İnancımıza göre pirin cinsel organına Kelam-ı Ala, sıvıya bade denir. Badeyi içene 'Mübarek olsun,' derim ve mürid odadan çıkar." (s. 70). Korunmaz, eylemlerini İslami terminolojilerle meşrulaştırmaya çalışarak, Arapça harflerin biçimlerinden anlamlar üretmiş ve kendi cinsel organını "kalem", menisini ise "bade" olarak tanımlamıştır.
  • Çocuk İstismarı: Kitap, Recep Küçük ve Mustafa Çalışkan gibi figürlerin çocukları cinsel istismar ettiğini belgelemektedir. Recep Küçük'ün 11 yaşındaki G.Ö.'yü istismar etmesi ve onu tehdit etmesi örnek olarak verilmiştir: "Küçük olduğum halde tacizde bulunuyordu. Kimseye söylememem hususunda tehdit ediyor, 'Anneannen ölür,' diyordu." (s. 46). Mustafa Çalışkan'ın zihinsel engelli B.Ç. adlı 13 yaşındaki kıza ve 15 yaşındaki G.Ç.'ye yönelik tacizleri de yer almaktadır: "Telefonla, 'Sevdiğini mi söyleyeceksin? Söyle, bitanem. Hadi aşkım,' diyor ve sonra 'Hanımım olmak ister misin?' diye soruyordu. Çocuğu sanal sekse zorluyor, elle taciz ediyordu." (s. 91).
  • Erkeklerin Cinsel İstismarı: Süleyman Işık adlı bir figürün genç erkeklerle ilişki yaşadığı ve bunu "ilim aktarımı" olarak sunduğu belirtilmiştir: "Hazreti Ali'nin dünyaya geldiğinde (meme) emmediğini, bunun üzerine peygamberimizin onun ağzına dilini verdiğini, bu sayede hem Hazreti Ali'nin (süt) emmeye başladığını, hem peygamberimizin ona ilmini aktardığını söyledi. Sonra beni kucakladı ve dudağımdan öptü." (s. 102).
  • "Nur Çeşmesi" Sapkınlığı: Uğur Korunmaz'ın cinsel organını "nur çeşmesi" olarak adlandırdığı ve müritlerinden eşlerini ve kızlarını dergaha getirmelerini istediği ifade edilmiştir. Hatta müritlerini inandırmak için 15 yaşındaki oğluyla bile ilişkiye girdiğini iddia etmiştir (s. 98).
  • Ekonomik Sömürü ve Dolandırıcılık:Bağış ve Aidat Toplama: Sahte şeyhler, müritlerin inançlarını kullanarak büyük paralar toplamıştır. Uğur Korunmaz'ın tekke yapılması için bağışlanan daireyi üzerine aldığı, Mustafa Çalışkan'ın bağış ve kurban derileriyle geçindiği, Recep Küçük'ün aidat topladığı belirtilmiştir (s. 43). Hatice A. adlı bir kişinin ifadesinde, toplanan kurban derilerinin ve paraların kaydının tutulmadığı ortaya çıkmıştır: "Topladığımız paraların kesinlikle kaydını tutmuyorduk. Hoca kayıt tutuyor muydu, bilmiyorum. Bildiğim kadarıyla bir kayıt yok." (s. 94).
  • Cin ve Define Dolandırıcılığı: Nevzat Açıkgöz, "cinlerin koruduğu defineyi çıkarma" vaadiyle eski bir milletvekilini ve işadamlarını dolandırmıştır. Yüz binlerce dolarlık "tütsü" (bahur) ve "ilaç" (gasil) gibi sahte ihtiyaçlar üzerinden para talep etmiştir. Bir mağdurun ifadesinde, Açıkgöz'ün olaydan sonra "Cin çarptı," dediği ve mağdurun altınları sorduğunda ise "'Ne olayı?' dedi. 'Altını çıkaracaktın,' dedim. 'Sen delisin,' dedi. Beni tanımadığını söyledi." (s. 31-32) şeklinde pişkinlik gösterdiği anlatılmıştır. Ahmet Coşkun Yılmaz ise "reenkarnasyon" inanışını kullanarak insanları dolandırmıştır. Bir mağdur, şizofren ağabeyinin iyileşeceğine inanarak Yılmaz'a üç milyon TL kaptırmıştır (s. 37-38).

2. Müritlerin Kör İtaati ve Beyin Yıkama:

Kitap, müritlerin sahte şeyhlere olan bağlılıklarını ve nasıl manipüle edildiklerini detaylıca ortaya koymaktadır.

  • Hurafelere Bağlılık ve Tatmin Duygusu: Diyanet İşleri Başkanlığı'nın (DİB) raporuna atıfta bulunularak, "Hurafe saçma görünse de (kişi) ona inandığında inanılmaz bir tatmin duygusu yaşamaktadır. Hocasına bağlılığı kat be kat artmaktadır." (s. 19) denilmiştir.
  • Manipülasyon ve Gerçeklik Algısının Bozulması: Müritler, sahte şeyhlerin kendilerini peygamber veya evliya olarak tanıtmasına inanmışlardır. Örneğin, Ahmet Coşkun Yılmaz'ın "Efendimiz" dediği Fatih Kızılarslan'ın Hz. Muhammed'in ruhunu, kendisinin ise Veysel Karani'nin ruhunu taşıdığını iddia etmesi (s. 39) ve müritlerin buna inanması bu manipülasyonun boyutunu göstermektedir. Şükrü B., Recep Küçük hakkında şöyle demiştir: "Hatta evliya oluyorum zannettim. Öyle bir sistem kurulmuş ki tıkır tıkır işliyordu. Müthiş bir ortam var zannediyordum. Yüzümüze perde inmişti." (s. 45).
  • Dini Bilgisizlik ve İlim İddiası: Birçok sahte şeyhin dini bilgisinin çok zayıf olduğu, ancak buna rağmen kendilerini ilim sahibi olarak tanıttıkları görülmektedir. Örneğin, Recep Küçük'ün kendisi hakkında "Kimseyi dini istismar edecek kültüre sahip değilim. Kur'an okumasını, Arapça dahi bilmiyorum. Birkaç sure biliyorum. Bu kadar zeki insanı etrafımda Belkız ve eşi topladılar." (s. 44) demesine rağmen şeyh olarak kabul edilmesi şaşırtıcıdır. Mustafa Çalışkan da mahkemede kendini mehdi olarak tanıtmadığını, "ilim adamıyım" demediğini iddia etmiştir (s. 95).
  • "Rüya" Yoluyla Bağlanma: Birçok müridin şeyhlere "rüya yoluyla" ulaştığı ve bu şekilde inançlarının pekiştiği belirtilmiştir. Metin Y., Korunmaz'a olan inancını şöyle ifade etmiştir: "Kendiliğinden, hatta o istemeden kalp gözümüz açılıp bizi badelemesini isterdik." (s. 77).
  • Mağdurların Şikayetlerini Geri Çekmesi: Birçok mağdur, yaşadıkları istismara rağmen korku veya inançları nedeniyle şikayetçi olmaktan vazgeçmiştir. Ayşe S.'nin Korunmaz'a yönelik şikayetini geri çekip "Kimse bana zorla bir şey yapmadı. (Badeleme) Zikirden ve tesbihten sonra, başta görüldüğü gibi çirkin görülmemektedir. Bir kandırma yoktur. İnsanın iradesini etkileyecek bir şey verildiği doğru değildir," (s. 75) demesi bu duruma örnek teşkil etmektedir.

3. Devletin Tutumu ve Yasal Boşluklar:

Kitap, "Tekke ve Zaviyeler Kanunu"nun uygulanışındaki aksaklıkları ve tarikatların devlet içindeki yapılanmalarını ele almaktadır.

  • Seçici Kanun Uygulaması: Yazar, Tekke ve Zaviyeler Kanunu'nun "sahte şeyhlere" uygulanırken, Fetullahçılar, Nakşibendiler ve Süleymancılar gibi "gerçek şeyh" olarak bilinen büyük tarikat ve cemaatlere uygulanmadığını iddia etmektedir: "Tekke ve Zaviyeler Kanunu devleti ele geçirmek için mücadele eden Fetullahçılar, Nakşibendiler ve Süleymancılar gibi tarikat ve cemaatlere değil, dini telkinle müritlerini istismar eden Uğur Korunmaz ve Recep Küçük'e uygulanıyor." (s. 43).
  • Devlet Gücünün Ele Geçirilmesi: Kitap, bazı tarikat ve cemaatlerin devlette paralel yapılanmaya gittiğini ve kamu alanında şeri kuralları dayatmaya çalıştığını belirtmektedir. DİB raporlarına göre Menzil ve Süleymancılar gibi grupların "dev bir ekonomiye hükmettiği" ve "eğitim ve sağlık alanındaki yatırımlarını, işadamı ve medya örgütlenmesinin takip ettiği" ifade edilmiştir (s. 16). Süleymancılar hakkında ise "Birtakım yabancı istihbarat örgütleriyle bağlantısı olduğu iddialarının ciddiye alınması ve yeni bir FETÖ ile karşılaşmamak için gerekli incelemenin yapılması, üzerinde durulması gereken önemli bir konudur." (s. 104) uyarısı yapılmıştır.
  • Hukuki Boşluklar ve İradesiz Rıza Tartışması: Yargı süreçlerinde, cinsel istismar eylemlerinde "rızanın fesada uğratılması" konusu tartışılmıştır. İlk yargılamada, mağdurların "bilinçlerinin açık olduğu" ve "ikna yoluyla cinsel ilişkide bulunmalarının iradelerinin yok edildiği" anlamına gelmediği savunularak beraat kararı verilmiştir (s. 81). Ancak Yargıtay'ın bozma kararında, şeyhin dini duyguları istismar ederek "gerçek iradelerini ortaya koymalarının önüne geçtiği" ve "hukuken geçerli bir rızanın mevcut olmadığı" belirtilmiştir (s. 82-83). Bir yargıç ise karara şerh koyarak, mağdurların "namus dürtüsü" ile cinsel saldırıya karşı koyacağının açık olduğunu savunmuştur (s. 83).
  • "FETÖ/PDY" İddiası: Mustafa Çalışkan davasında, mağdurlardan birinin (Ayşe K.) savcılığa sunduğu dilekçede, Çalışkan'ın davasının arkasında FETÖ/PDY'nin olabileceği ve Çalışkan'a verilen cezanın bu örgüt tarafından "Ashabı Suffa Vakfı'nın yok olması veya kendisine biat etmesini sağlamak için" yapıldığı iddia edilmiştir (s. 101).

Sonuç ve Değerlendirme:

Kitap, Türkiye'deki bazı sözde dini yapıların, din ve inanç özgürlüğü adı altında nasıl sapkın ve sömürücü eylemlere giriştiğini, yasal boşluklardan faydalandığını ve müritlerin inançlarını manipüle ederek kontrol altına aldığını gözler önüne sermektedir. "Sahte şeyhler"in uzun yıllar faaliyet gösterebilmelerinin nedenlerinden biri olarak, devletin "gerçek şeyhlere" tanıdığı hoşgörü ve koruma zırhından yararlanmaları gösterilmektedir.

Yazar, Tekke ve Zaviyeler Kanunu'nun değiştirilerek tarikat ve cemaatlerin yasal bir zemine oturtulmasını, faaliyet alanlarının dinsel eğitimle sınırlandırılmasını ve Vakıflar Genel Müdürlüğü ile Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından denetlenmesini önermektedir. Aksi takdirde, Türkiye'nin "kerameti kendinden menkul şeyhlere mürit yapılmasına seyirci kalması" ve "Cumhuriyet'in özgür insanlarının, gözlerini yumarak şeyhinden şefaat dileyen bir 'mürit-ulus' olarak, rabıtanın karanlığına gömüleceği" uyarısında bulunulmaktadır. Bu durumun, yeni "FETÖ" benzeri yapılanmaların önünü açabileceği de vurgulanmaktadır.