Sağlanan kaynaklar, Roger Garaudy'nin "İlahi Mesajlar Toprağı Filistin" adlı kitabından alınan alıntıları ve ABD Kongresi'ne sunulmuş, İsrail lobisinin faaliyetlerini gösteren bir raporu içermektedir. Garaudy'nin eseri, Siyonizm'in kökenlerini ve tarihini derinlemesine incelerken, Filistin'in kadim çağlardan itibaren çeşitli medeniyetlere ev sahipliği yapmış bir bölge olduğunu vurgulamaktadır. Kitap, Siyonizm'in antisemitizmle ilişkisini, sömürgeci hedeflerini ve Yahudi inancıyla olan çatışmasını ele alarak, İsrail'in kuruluşu ve Filistinlilere yönelik politikalarını eleştirmektedir. ABD Kongre raporu ise, İsrail yanlısı grupların Amerika'daki medya, yayıncılık ve siyasi süreçler üzerindeki etkisini detaylandırmaktadır. Her iki kaynak da Ortadoğu'daki siyasi dinamiklerin ve Siyonist hareketin çeşitli boyutlarını farklı açılardan aydınlatmaktadır.

Bu alıntı, Roger Garaudy'nin "İlahi Mesajlar Toprağı Filistin" adlı kitabından derlenmiştir ve eserin içeriği ile temel argümanlarına dair bir bakış sunmaktadır. Kitap, Filistin'in kadim tarihinden başlayarak, Siyonizm'in kökenlerini ve işleyişini, özellikle antisemitizmle olan karmaşık ilişkisini ele almaktadır. Yazar, İsrail Devleti'nin kuruluş sürecini kolonyal bir bakış açısıyla sorgulamakta, Yahudi inancının temel prensipleri ile modern siyasi Siyonizm arasındaki çatışmayı vurgulamaktadır. Ayrıca, ABD'nin İsrail'e olan desteği ve İsrail'in bölgesel politikalarının Ortadoğu üzerindeki etkileri gibi güncel konulara da değinilmekte, metnin genel amacı ise Filistin meselesinin tarihsel, dini ve siyasi boyutlarını derinlemesine inceleyerek geleneksel anlatıları eleştirel bir süzgeçten geçirmektir.

Bu brifing belgesi, Roger Garaudy'nin "İlahi Mesajlar Toprağı Filistin" adlı eserinden alıntılar ve çevirenin notları ışığında, eserin ana temalarını, Garaudy'nin temel fikirlerini ve vurguladığı önemli bilgileri özetlemektedir.

1. Roger Garaudy: Kimliği ve Dışlanması

  • Akademik ve Siyasi Kariyer: Roger Garaudy, 1913 doğumlu Fransız bir düşünürdür. Sorbonne Üniversitesi'nden edebiyat, SSCB Bilimler Akademisi'nden bilim dallarında doktora derecelerine sahiptir. Marksist İnceleme ve Araştırmalar Merkezi müdürlüğü yapmış, Fransız Parlamentosu'nda milletvekili, Millet Meclisi Başkan Yardımcısı, Milli Eğitim Komisyonu Üyesi ve Senatör olarak görev almıştır. Fransız Komünist Partisi'nde zirveye tırmanmasına rağmen yaptığı eleştiriler nedeniyle partiden ayrılmış ve üniversitedeki profesörlüğüne geri dönmüştür. (s. 067856)
  • İslam'a Yöneliş ve Dışlanma: Garaudy, İslam'ı seçip Filistin halkının haklarını savunmaya başlamasıyla birlikte Batı medyasında ve yayınevlerinde dışlanmıştır. Özellikle İsrail yanlısı sermayenin elindeki Batı basın-yayın organları ve büyük yayınevleri tarafından tam bir "sükût ambargosuna" tabi tutulmuş, hakkında tek kelime dahi edilmemiş ve söz hakkı tanınmamıştır. Buna rağmen otuzdan fazla dile çevrilen eserleri ve binlerce makalesiyle dünya aydınları arasında tanınmaya devam etmektedir. (s. 067856)

2. Ortadoğu'nun Tarihsel ve Medeniyet Anlayışı

  • "Verimli Hilâl" Kavramı ve Göçebe-Yerleşik Ayrımı: Garaudy, "Verimli Hilâl" coğrafyasının insanlık tarihinde oynadığı rolü ve bu bölgedeki yaşam tarzlarının karmaşıklığını vurgular. "Göçebe" ve "yerleşik" ayrımının keyfi veya zorlama olduğunu belirtir, çünkü saf göçebelerin yanı sıra düzenli göç yolları olan, mevsimlik ziraat yapan, ticaret için şehirlerde oturan göçebelerin de bulunduğunu ifade eder. Aynı kabile içinde bile bu çeşitliliğin görülebildiğini, bu nedenle sürekli bir karşıtlık savunmanın yanlış olduğunu söyler. Bu farklı hayat tarzları arasındaki "sızmalar ve ara geçişler", "Verimli Hilâl'in bütününe Sami dilli ve Arap kökenli halkların binlerce yıllık tortulaşmasıyla bir birlik kazandırmıştır." (s. 21, 23)
  • Medeniyetin Savunulması ve Asimilasyon: Orta Asya'dan gelen istilacıların sadece bir sınıra veya orduya değil, aynı zamanda bir medeniyete çarptığını belirtir. Silahla galip gelseler bile, mağlup olanların kültürüyle yutulduğunu ve medeniyetleriyle asimile edildiklerini savunur. Kasitler ve Hititler örneklerini vererek, asimilasyonu reddeden Gutiler'in egemenliklerinin sadece bir asır sürdüğünü belirtir. (s. 23)
  • Filistin: İlahi Mesajların Potası: Filistin'i "İlâhî mesajların potası" olarak tanımlar ve tarihin geleceği belirleme, politika tasarlama aracı olmasının ancak "yapılmakta olan bir tarih" olmasıyla mümkün olduğunu vurgular. İnsanlığın geleceğinin, "terör dengesi" içinde karşı karşıya gelen kapalı toplumlar modelini mi, yoksa "diyaloglar ve karşılıklı döllenme dünyası" kuracak açık toplumlar modelini mi seçeceğine bağlı olduğunu ifade eder. İkinci şıkta, özgünlüğün başkasını reddetme yoluyla değil, "o başkasının taşıdığı İnsanî ve İlâhî yanların asimilasyon ve entegrasyonu yoluyla" dışavurulacağını belirtir. (s. 23)
  • Mezopotamya ve Mısır'dan Farkı: Verimli Hilâl'in iki ucundaki büyük nehirlerin (Fırat-Dicle ve Nil) merkezi imparatorlukları gerektirdiğini, Filistin'in ise "şehir-devletleri"nin doğuşuna tanıklık ettiğini ve bu devletlerin büyük imparatorluklardan farklı olarak toplumda fertlerle iktidarlar arasında uçurum yaratmadığını belirtir. (s. 21)
  • İnsan Gelişimi ve İnanç: Verimli Hilâl'in insan gelişiminin büyük eşiklerinin aşıldığı yer olduğunu, aletin doğuşundan daha önemlisinin inanç olduğunu vurgular. "İnsan sadece âlet imal eden hayvan değildir: O, mezarlar ve mâbetler inşa eden tek hayvandır." (s. 25)

3. Eski Ahit'in Tarihsel Gerçekliği ve Din Anlayışı Eleştirisi

  • Arkeolojik Kanıt Eksikliği: Garaudy, Eski Ahit metinlerinin tarihsel gerçekliğini destekleyecek hiçbir arkeolojik veya belgesel veri bulunmadığını vurgular. Pere de Vaux gibi Eski Ahit'in tarihsel gerçekliğini kurtarmaya çalışan tarihçilerin bile "İbrani din ulularıyla, Mısır'da kalışla, Mısır'dan çıkışla ve hatta Kenan'ın fethiyle ilgili açık ve net en ufak bir ima" bulunmadığını itiraf ettiğini aktarır. (s. 67)
  • Teoloji ve Tarih İlişkisi: Teoloji ile tarihin sürekli iç içe geçmesinin, "inançla karıştırılan imanın çok kısır bir kavramını" ortaya çıkardığını belirtir. Pozitivist anlayışa göre imanın tarihi olayları gerçek olarak kabul etmekten ibaret olduğunu, oysa gerçek imanın "Tanrı'nın Hükümranlığı'nı gerçekleştirmek için umut, aşktır, yapılacak olan şeye kayıtsız şartsız el atma iradesidir" şeklinde tanımlar. (s. 37)
  • İsrail Krallığının Oluşumu ve Çok Tanrıcılık: Kral Süleyman'ın çok tanrılı bir dine inandığından şüphe duymadığını, Eski Ahit'in de buna şahit olduğunu belirtir (I. Krallar, 11/5-8). Çeviren bu noktada Garaudy'nin Kur'an'ı esas almadığı ve Eski Ahit gözüyle meseleyi irdelediği yorumunu yapar, İslam'a göre Hz. Davut ve Hz. Süleyman'ın peygamber olduğunu, Eski Ahit'teki ifadelerin tahriften kaynaklandığını belirtir. (s. 43)
  • Kenanlı Kültürünün Etkisi: İbranilerin Kenan'a yerleştiklerinde Arami lehçeleri yerine "Kenan dili"ni benimsediklerini, Kenanlılardan alfabeyi ve tarımı öğrendiklerini belirtir. Karma evliliklerin çoğalmasıyla yaşam tarzlarının Kenanlılara benzediğini ve İbrani peygamberlerinin Kenan'a yönelik lanetlerinin (Tekvin, 9/25; Hikmet, 12/11) bu entegrasyonun bir delili olduğunu ifade eder. (s. 55)
  • Monoteizmden Poloteizme ve Tek Tanrı Anlayışı: Eski Ahit'teki ilahlar arasındaki tartışmalara ve Yahve'nin diğer ilahlardan büyüklüğünü kabul eden ifadelere dikkat çekerek, tek tanrıcılığa ulaşmanın "bir adım kaldığını" belirtir (s. 59). On Emir'in ilk buyruğunun da başka ilahların varlığını reddetmediğini, aksine onları kabul ettiğini ancak ibadet etmeyi yasakladığını belirtir (Çıkış, 34/14). (s. 59)
  • Peygamberlerin Eleştirisi ve Yeni Bir Ahit: Amos ve Mika gibi peygamberlerin, İsrail yöneticilerinin ahlaki çöküntüsüne ve adaletsizliğe karşı çıktığını, "bayramlarınızdan nefret ediyorum, onları hor görüyorum... Yakılan takdimelerinizi ve ekmek takdimelerinizi bana arzetse- niz de razı olmayacağım..." (Amos, 5/21-23) gibi ifadelerle sahte ritüelleri eleştirdiğini aktarır. İsrail'in birinci Ahit'e sadık kalmaması üzerine yeni bir Ahit ilan edildiğini belirtir (İşaya, 55/3; 59/21; 61/8 ve Yeremya, 31/31-34). (s. 102, 103)
  • Vaat Edilmiş Toprak ve Manevi Krallık: Peygamberlik geleneğinin vaadin artık bir toprağa veya askeri zafere kavuşma vaadi olmadığını, barış ve halkların uyumu içinde bütün cihana yayılan bir "Tanrı Krallığı'nın ilanı" olduğunu vurgular (Mezmur 136, İşaya, 42/10-11, 65/17, 2/2, 2/4). (s. 107)
  • Teokrasi ve Peygamberliğin Reddi: Sürgünden dönenlerin Mabed'in inşasıyla başhahamın bütün İsrail'in başına geçtiğini, dini ve totaliter bir teokrasinin kurumsallaştığını belirtir. Kudüs aristokrasisinin Pers işgalcisiyle "işbirliği" sayesinde büyük "Sadduki" hahamlarının en büyük gücü ele geçirdiğini ifade eder. Von Rad'dan alıntı yaparak, din adamlarının koyduğu kanunların ve ibadet teolojisinin ahir zaman beklentisini kaybetmesine yol açtığını ve siyasi Siyonizm'in "Yahudi tarihinin peygamberler sayfasını ve bunun içselleştirme umutlarını ortadan kaldırmayı", yani "ruhi geleceği ve evrensele açılışı dumura uğratmayı" hedeflediğini savunur. Peygamberliğin reddiyle kabileciliğe yönelen bu milliyetçi gerilemenin "Dönüş Kanunu"nda somut ifadesini bulduğunu belirtir. (s. 113, 192)
  • Hz. İsa'nın Mesajı: Hz. İsa'nın mesajının Hz. Musa Şeriatı'yla uyuşmayan yönünü, özellikle "Dağdaki Vaaz"ın "Denildiğini işittiniz... Bense size derim ki" şeklindeki tekrarlanan ifadeleriyle ortaya koyduğunu belirtir. Hz. İsa'nın Allah'ın iradesini her türlü şekilcilikten, kuralcılıktan kurtardığını ve en büyük emrin "Allah'ın Rabbi bütün yüreğinle, bütün canınla, bütün fikrinle seveceksin" ve "Komşunu kendin gibi seveceksin" olduğunu öğrettiğini aktarır (Matta, 22/36-40). (s. 127) Hz. İsa'nın eyleminin belli bir ülke veya zulme karşı direnişle sınırlı olmadığını, dünyada olup bitenlere kayıtsız kalmadığını ancak eylemin yeri ve ölçüsü arasında ayrım yapılması gerektiğini vurgular. (s. 129)
  • İbrahim'in Ahdi ve Arab-İbrani Mirası: Tanrı'nın İbrahim'e İshak doğmadan önce ahdini vaat ettiğini (Tekvin, 17/19), bu ahdin İsrail'in dünyaya gelmesinden önce olduğunu belirtir. Rivayete göre, Arapların İsmail'in, İbranilerin ise İsrail'in (İshak'ın oğlu Yakup'un) neslinden geldiğini ve her ikisinin de vaadin mirasçıları olduğunu ifade eder. (s. 187)

4. Siyonizm ve İsrail Devleti Eleştirisi

  • Siyonizm'in Oluşumu ve Hedefleri: Siyonizm'in "Filistin'de Yahudi Devleti kurmak" gibi kapalı bir anlama sahip "yuva" kelimesiyle gerçek amacını gizlediğini belirtir. Herzl'in günlüğüne "Basel'de Yahudi Devleti'ni kurdum!" yazdığını ancak bunu "yüksek sesle" söylemekten kaçındığını aktarır. (s. 219)
  • Rus Yetkilileriyle İşbirliği: Herzl'in, Yahudi göçünü desteklemek adına Rus Maliye Bakanı Kont de Witte ve Kişinev celladı Plehve ile görüştüğünü aktarır. Plehve'nin Siyonist harekete sempati duyduğunu, çünkü "hedefi göç ettirme olduğu için" işlerine geldiğini belirttiğini, ancak Filistin Siyonizmi'nden çok Yahudi kültürü, örgütü ve milliyetçiliğinden bahsedilmesinin işlerine gelmediğini söylediğini aktarır. (s. 221)
  • Manda Yönetimi ve Sömürgecilik: 29 Eylül 1923'te İngiltere'ye Filistin üzerinde "Manda" kurma yetkisinin temel belirsizliğe dayandığını, Birinci Dünya Savaşı sonrası Sykes-Picot anlaşmalarıyla Osmanlı İmparatorluğu'nun mirasının paylaşıldığını ve Milletler Cemiyeti Paktı'nın sömürgeciliğin yeni bir uyarlamasını onayladığını belirtir. Madde 22'nin, mağlup olanlardan alınan sömürgeleri "henüz kendi kendilerini yönetemeyecek durumdaki halklar" olarak niteleyerek "bu halkların geliştirilmesi, medeniyetin kutsal bir görevidir" dediğini vurgular. (s. 229)
  • Yahudi Devleti'nin Doğası ve Irkçılık: Kudüs İbrani Üniversitesi Rektörü Judah Magnes'in 1946'da yaptığı konuşmada "Yahudi'nin yeni sesi silahların ağzıyla konuşuyor... İsrail toprağının yeni Tevrat'ı budur" sözlerini alıntılayarak, "pagan bir Yahudilik"in yaygınlaştığını ve romantik Siyonizm dönemindeki "doğrulukla geri alınması" fikrinin bir hataya dönüştüğünü ifade eder. (s. 235)
  • Siyonizm ve Antisemitizm İlişkisi: Siyonizm teorisyenlerinden Jacob Klatzkin'in 1925'te "Antisemitizmin meşruluğunu kabul etmezsek, kendi milliyetçiliğimizin meşruluğunu inkâr etmiş oluruz" dediğini aktarır. Yahudilerin yaşadıkları milletlerin içinde "yabancı bir unsur" olduğunu ve o milletlerin kendi ulusal bütünlükleri için onlara karşı mücadele etmesinin doğru olduğunu savunduğunu belirtir. (s. 239)
  • Yahudi Liderlerin Nazilerle İşbirliği İddiası: Dünya Siyonist Örgütü ve Dünya Yahudi Kongresi Başkanı Nahum Goldman'ın, Hitlerciliğe karşı savaşmama hatasını kabul ettiğini ancak bunu insanların kusuruna bağladığını belirtir. Goldman'ın, Yahudi halkının üçte birinden fazlasının imhasına "seyirci kalmakla mahkum edilemez, ona adına layık bir savunma düzenlemeksizin katlanmış olması suçu da yüklenebilir" dediğini aktarır. (s. 321) Yazar, "Siyonist yöneticilerin Nazilerle işbirliğinin en çarpıcı örneği" olarak Siyonist Teşkilat Başkan Yardımcısı Rudolf Kastner örneğini verir. Eichmann'ın Kastner ile Macaristan Yahudilerinin sürgünü sırasında yaptığı görüşmede, birkaç bin Yahudi'nin Filistin'e gitmesine göz yumulması karşılığında yüzbinlerce Yahudi'nin Auschwitz'e sevk edildiği kamplarda "düzen ve sükûnet" hüküm sürmesi konusunda anlaşıldığını, kurtarılanların ise "en iyi biyolojik materyal" olan Siyonist gençlik üyeleri olduğunu iddia eder. (s. 327)
  • Finansal Bağımlılık ve Askeri Güç: İsrail'in ekonomisinin çalışmanın ihtiyaçları karşılamadığını, büyük oranda dış yardıma özellikle ABD'den gelen finansmana bağımlı olduğunu gösteren istatistikler sunar. 1945-1967 yılları arasında ABD'nin her İsrailliye 435 dolar, her Arap'a ise 36 dolar yardım ettiğini, yani İsrail'in milli gelirinin kişi başına düşen gayri safi milli hasılanın üç katından fazla olduğunu belirtir. (s. 379, 384) Bu yardımların büyük kısmının silah satışları için kullanıldığını ve ABD'nin bu silahları sürekli olarak tedarik ettiğini ifade eder. (s. 384)
  • "Zayıf İsrail" Efsanesi: İsrail'in "Arap okyanusunun sürekli tehdidi altında bulunan zayıf ve minnacık" olduğu efsanesinin gerçekleri yansıtmadığını, İsrail ordusunun bütün Arap devletlerinin toplamından çok daha fazla silaha sahip olduğunu vurgular. 1948 savaşında bile İsrail'in asker sayısının Arap ordularının toplamından fazla olduğunu belirtir. Ben Gurion ve General Allon'un, 1948'de İsrail topraklarını daha da genişletme fırsatını kaçırdıklarına dair ifadelerini aktarır. (s. 415)
  • Yayılmacı ve Saldırgan Dış Politika: Siyonizm'in dış politikasının "yayılmacı ve saldırgan" olduğunu, "ırkçı siyasetinden" kaynaklandığını ifade eder. Filistin halkının kovulması, soyulması ve katliama tabi tutulmasının Arap dünyasında güvensizliğe yol açtığını belirtir. (s. 412)
  • Lübnan Savaşı (1982) ve "Hayat Sahası" Doktrini: 1982 Lübnan saldırısının onlarca yıl öncesinden hazırlandığını ve İsrail sömürgecilik ve faşizminin "Lebensraum" (hayat sahası) mücadelesinin bir parçası olduğunu belirtir. Şaron'un, İsrail'in askeri nüfuz bölgesinin "Türkiye, İran, Pakistan'ı içine alıp orta ve kuzey Afrika'ya kadar" uzanması gerektiğini, İsrail'in "dünyanın dördüncü askeri gücü" olduğunu savunduğunu aktarır. (s. 423) Şaron'un hedeflerinin Filistin Kurtuluş Örgütü'nü (FKÖ) ezmek, Batı Şeria ve Gazze'yi ilhak etmek, Ürdün'de Kral Hüseyin'i devirerek Filistinlilere vermek, Suriye ve Irak'ı istikrarsızlaştırmak olduğunu ifade eder. (s. 423) Bu "İbrani barışı"nın, Ortadoğu'daki Sünni Müslüman hakimiyetini ortadan kaldırmayı veya dini azınlıklar tarafından yönetilen bağımlı mini devletler kurmayı hedeflediğini belirtir. (s. 424)
  • Ortadoğu'nun Yeniden Şekillendirilmesi: Kissinger planının Ortadoğu krizinin çözümünü "ülke haritalarının toptan yeni bir çiziminde" gördüğünü, bunun etnik veya dini azınlık nitelikli bağımsız mini devletlerle çevrili, herkes tarafından tanınmış İsrail Devleti'nin meşrulaştırılması ve istikrarlı hale getirilmesi anlamına geldiğini açıklar. Filistinlilerin Güney Lübnan'a yerleşeceği ve İsrail'in doğrudan veya dolaylı kontrolü altında kalacakları bir senaryoyu içerdiğini belirtir. Mısır'ın bölünmesi, Libya ve Sudan'ın parçalanması, Irak ve Suriye'nin etnik veya dini kriterlere göre bölünmesinin İsrail'in öncelikli gayesi olduğunu iddia eder. Suudi Arabistan dahil bütün Arap Yarımadası'nın dağılmaya mahkum olduğunu, Ürdün'ün ise stratejik hedef olduğunu ve Filistin çoğunluğunun iktidarı ele geçirmesiyle Batı Şeria sorununun çözüleceğini savunur. (s. 424, 439, 440)
  • Silah Kullanımı ve Sivil Katliamlar: İsrail ordusunun Lübnan'daki savaşta "modern teknolojiyi ve güvenilir ateş gücünü, F-16'ları, uzaktan kumandalı bombaları, beyaz fosfor bombalarını, tankları, antipersonel bombaları ve gemilerinden top atışlarını tercih ettiklerini" belirtir. (s. 438) Beyrut'taki hastanelerde gördüğü yanıklar ve "Begin bu daması" adı verilen, İsrailliler tarafından antipersonel bombalarla ve gelişmiş füzelerle paramparça edilmiş bedenlerden bahseder. (s. 438) Sabra ve Şatila katliamını, Filistin ve Lübnanlı sivil halka karşı yapılan kasıtlı bir katliamı örtmeye hizmet ettiğini, terörist operasyonların dikkatleri Filistin meselesinden başka yöne çekmek ve "cellâtları ve teröristleri kurbanlarmış gibi takdim etmek" için tezgahlandığını ifade eder. (s. 197)
  • BM Kararı ve Irkçılık: 10 Kasım 1975 tarihli BM Genel Kurulu'nun Siyonizm'i "ırkçılığın ve ırk ayırımcılığının bir şekli" olarak tanımlayan kararını destekler (3379-XXX sayılı karar). (s. 411) İsrail'in "Dönüş Kanunu"nun, bir halkın (din ve ırk aidiyetiyle tarif edilen) bir kısmının göç etmesini kolaylaştırmasının ırk ayrımcılığı olarak görülebileceğini belirtir. (s. 396)
  • İsrail-Güney Afrika İlişkileri: İsrail ile Güney Afrika arasında benzeri bir ırk ayrımcılığı yapıldığı ve sürekli çatışma içinde bulunmaları nedeniyle "bilinçli ve sıkı bir dayanışma" olduğunu ifade eder. Jewish Affairs dergisinden alıntı yaparak, Güney Afrika'nın İsrail'i "Ortadoğu'yu kendi savunmasının en ileri hattı" olarak gördüğünü belirtir. (s. 453) Güney Afrika'nın uranyumunun İsrail tarafından arzu edildiğini, İsrail'in 1976'da nükleer silahlara sahip olduğunu ve bu silahların Arap başkentlerine ve petrol tesislerine büyük zararlar verebileceğini yazan bir İsrail gazetesinden alıntı yapar. (s. 454)

5. Medeniyetler Çatışması ve İnsanileştirme

  • Batı Medeniyetinin Eleştirisi: Avrupa'nın İsrail milliyetçiliğine karşı tutumunun "tarihe, Avrupa'nın ekonomik çıkarlarına, barışın siyasi gereklerine ve dünyanın manevi geleceğine karşı" olduğunu savunur. Batı'nın, "Verimli Hilâl'in devasa medeniyet potasını" görmezden geldiğini belirtir. (s. 493)
  • İslam Medeniyetinin Mirası: Kurtuba ve Bağdat gibi İslam medeniyeti merkezlerinin, Doğu'nun, Eski Yunan'ın ve Hindistan'ın bilim ve bilgeliklerini Batı'ya taşıdığını, yeni sentezler ve yaratıcı geliştirmelerle sunduğunu vurgular. (s. 496)
  • Siyonizm'in Tarihsel Benzerliği Olmayan Amacı: Yazar, beş bin yıldan beri ilk defa insanileştirme hareketinin tersine çevrilmeye çalışıldığını, çünkü daha önceki dış istilaların (Romalılar, Haçlılar, İngiliz sömürgeciler) yerlileri kovma veya imha etme amacı gütmediğini belirtir. Siyonizm'in amacının ise "bir halkın yerine başka bir halkı oturtmak ve bir medeniyetin yerine bir başka medeniyeti yerleştirmek" olduğunu, toprak mülkiyetine ırkçı bir kriter dayatarak toprakların "Yahudi olmayana satılamayacağını ve kiralanmayacağını" hükme bağlayan yasalarla yerli halkın toprağının gasbedilmesini hedeflediğini savunur. (s. 497)

6. Gelecek ve Direniş Umudu

  • Halkla Yakın Bağın Önemi: Mao Zedong'un "Uzun Yürüyüş"ünden, Küba ve Vietnam kurtuluş savaşlarına kadar, halkla kurulan yakın bağın, en ileri askeri donanımlı güçler karşısında bile zafere ulaşmanın sırrı olduğunu vurgular. İran devrimini örnek göstererek, iman ve fikir gücünün, halka nüfuz ettiğinde, silahların gücünden bile üstün olduğunu belirtir. (s. 469-470)
  • Kudüs'teki Arkeolojik Kazılar: Kudüs'teki "arkeolojik kazılar"ın asıl sebebinin, İslam medeniyetinin muhteşem sanat eserleri olan Mescid-i Aksa ile Kubbetüs Sahra'yı sarsmak ve çökertmek olduğunu iddia eder. (s. 473)
  • Filistin'e Yöneliş: Müslüman toplumunda ve beşer toplumunda, ilk iman deneyimleri ne olursa olsun, mutlakla hemâhenk yaşamanın özlemini çeken bütün insanların yüzünün, "ruh daralması ve umutla, ilahi mesajlar toprağı Filistin'e çevrildiğini" ifade eder. (s. 461)

7. Çevirenin Notları

Çeviren, Garaudy'nin bazı değerlendirmelerine (özellikle Türkler ve Osmanlı hakkındaki) katılmadığını, bu tür yanlış değerlendirmelerin Batı'nın Türk tarihi konusundaki taraflı ve önyargılı bilgisinden kaynaklandığını belirtir. Osmanlı'nın ve Türklerin doğru tanıtılmasıyla bu önyargıların kırılabileceğini ifade eder. (s. 135, 203) Ayrıca, Garaudy'nin Hz. Davut ve Hz. Süleyman hakkındaki Eski Ahit kaynaklı yorumlarına İslam inancı açısından eleştirel bir not düşer. (s. 43)