Kaynak, yazar Roger Garaudy'nin kaleme aldığı ve İsrail Devleti'nin kuruluş mitlerini, terör eylemlerini ve Filistin politikalarını eleştirel bir yaklaşımla incelediği bir kitaptır. Kitap, Garaudy'nin bu eseri Fransa'da hiçbir yayınevinin basmak istememesi üzerine kendi imkanlarıyla yayımlamak zorunda kaldığını belirtir, bu da siyonist lobinin medya üzerindeki etkisine işaret eder. Yazar, soykırım iddiaları, İsrail'in dış finansmanı ve Filistin'deki uygulamalar gibi konuları tarihsel ve sosyal boyutlarıyla analiz ederek, siyonizmin milliyetçi ve sömürgeci bir ideoloji olduğunu savunmaktadır. Ayrıca, eserleri ve hakkında yazılan incelemelerle birlikte Garaudy'nin geniş bir entelektüel yelpazede tanınan bir düşünür olduğu vurgulanmaktadır.
Kaynak, Roger Garaudy'nin "İsrail: Mitler ve Terör" adlı kitabının içeriğini ve yazarın düşüncelerini tanıtan bir seçkidir. Kitap, Siyonist hareketin kökenleri, İsrail'in kuruluşu ve politikaları etrafında şekillenen "kurucu efsaneleri" eleştirel bir mercekle incelemeyi amaçlamaktadır. Garaudy, Holokost'un boyutu, İsrail'in finansmanı ve Filistin topraklarının ele geçirilmesi gibi konulara odaklanarak, mevcut anlatıların belgesel kanıtlardan ziyade tanıklıklara dayandığını ve bir "terör ortamı" yaratıldığını savunur. Metin aynı zamanda Garaudy'nin bu eseri yayımlama sürecinde yaşadığı sansür ve engellemeleri de detaylandırarak, yazarın eleştirel duruşunun kişisel sonuçlarına işaret eder.
1. Giriş ve Yazarın Temel Amacı
Bu belge, Roger Garaudy'nin "İsrail, Mitler ve Terör" adlı eserinden alıntılar ve diğer ilgili kaynaklar ışığında, eserin ana temalarını, en önemli fikirlerini ve sunduğu bilgileri detaylı bir şekilde incelemektedir. Garaudy, eserleriyle dünya çapında tanınan bir düşünürdür ve amacı, İsrail politikasının ideolojik kamufajını ortaya koymak ve bunu Yahudi peygamberlerinin büyük geleneğiyle karıştırılmasını engellemektir. Garaudy, eleştirel bir yaklaşımla, Siyonizm'in dayandığı bazı "mitlerin" siyasi istismarını ve bu istismarın Ortadoğu'daki sonuçlarını sorgulamaktadır.
2. Siyonizm, Seçilmiş Halk Miti ve Toprak Vaadi
- Evrensel Kurtuluş Sembolünün Daraltılması: Garaudy'ye göre, "Mısır'dan Çıkış" gibi halkların baskıdan kurtuluşunun ebedi sembolleri, Kur'an tarafından da zikredildiği halde, günümüz "kurtuluş ilahiyatları" tarafından tek bir halkın imtiyazı olarak sunulmaktadır. Bu durum, kabileci dinlerin ve milliyetçilik akımlarının ortak bir özelliğidir: "Hepsi de kendilerinin Allah'ın iradesini gerçekleştirmekle görevlendirilmiş seçkin halk oldukları."
- "Seçilmiş Halk"ın Yanlış Yorumlanması: Garaudy, İsrail ruhunun sadece "putlaştırılmış kolektif bencillik" olmaması gerektiğini vurgular. Yahudilerin milletten öte bir özelliğe sahip olduğunu, bir iman cemaatinin üyeleri olduklarını belirtir. "Seçilmiş olma" fikri, bir üstünlük duygusu değil, "bir yüce istidattan ve peygamberlerimizin durmadan hatırlattıkları bir vazifeyi yerine getirme sorumluluğundan doğar." Peygamberler, Allah'a boyun eğmek yerine seçilmiş olmakla övünmenin büyük bir görev suçu olduğunu belirtmişlerdir.
- Dini Köklerden Kopuş ve Milliyetçiliğin Doğuşu: Yahudi dininin kökünden koparılmasının ve hastalığının özünün 19. yüzyıl ortasında Yahudi milliyetçiliğinin doğuşuyla başladığı ifade edilir. Toprak arzusu, Batı'nın modern milliyetçiliğinden etkilenerek yeni bir şekil almıştır.
- "Vaat Edilmiş Toprak" Efsanesi: Garaudy, Eski Ahit'teki olayların sınırsız bir devirler silsilesi içinde sunulduğunu ve modern tefsircilerin ortak kanaatine göre bu tarihi şemanın "büyük oranda hayali" olduğunu belirtir. Özellikle Albrecht Alt ve Martin Noth'un çalışmaları, art arda dönemlere ayırma işleminin (ilk peygamberler, Mısır'daki kölelik dönemi, Kenan diyarının fethi) "sunidir" olduğunu göstermiştir.
- Mülkiyet Senedi Olarak Vaat: "Allah'ın İbrahim isimli bir tarihi şahsiyete kendisini tanıtmış olduğunu ve ona Kenan ülkesinin sahipliğinin meşru ünvanlarını vermiş olduğunu doğrulayabilecek durumda değiliz." Hukuki açıdan bakıldığında, "Allah" tarafından imzalanmış hiçbir bağış belgesi bulunmadığı ve Tevrat'taki bazı sahnelerin tarihi bir olayın yansıması olmadığı iddia edilir. Vaadin, bir mülkiyet senedi veya siyasi bir hak talebi olarak kullanılamayacağı kesin bir dille ifade edilir: "Hiçbir politika bu vaadin kefilinin kendisi olduğunu iddia etme hakkına sahip değildir."
- Peygamberlerin Siyon Anlayışı: Peygamberlerin Siyon'dan bahsederken, kutsal olanın toprağın kendisi olmadığını, aksine Allah ile olan Ahd'in yeniden kurulması olduğunu vurguladıkları belirtilir. Mika Peygamber'den alıntı yapılarak, Siyon'un kanla ve cinayetle kurulması durumunda "tarla gibi sürüleceği, Kudüs'ün bir moloz yığını haline geleceği ve Mabed'in dağının putçuluğun mümtaz yeri olacağı" ifade edilir. Ahd'e bağlı olmanın sadece toprağa bağlı olmadığı, aksine Siyon'a tekrar yerleşen halkın adalet, doğruluk ve Allah'ın ahdine sadakat gereklerini yerine getirmesi gerektiği vurgulanır. Toprağın kutsallığı, yerin halkına değil, "sadece kendisinin o toprak üzerinde bulunmasına bağlıdır."
3. Siyonizm ve Terör Politikaları
- Rabin Suikastı ve Yerleşimler: Rabin'in Arafat ile uzlaşma yoluna gitmesinin, sömürgecilikten yararlanan entegristler için fazla olduğu ve bu durumun Rabin'in "hain" olarak gösterilerek katledilmesine yol açtığı belirtilir. "Vaad edilmiş toprak" efsanesinin, binlerce Filistinli'den sonra Rabin'in de kurbanı olduğu iddia edilir. Gerçek barışın, mevcut sömürgeciliğin, yani Filistin devleti içerisinde "provokasyonların bitmez tükenmez kaynağını ve ilerideki savaşların da bir o kadar ateşleyicisini oluşturan bütün kolonilerin (Yahudi yerleşim birimleri)" kökten bertaraf edilmesini gerektirdiği ifade edilir.
- Filistin'in Boşaltılması Hedefi: Siyonist yöneticilerin, iç rekabetlerine rağmen "terör, mallarına el koyma ve sınırdışı etme yoluyla Filistin'in bütün yerli Araplar'ını kovmak ve ülkenin tek fatihleri ve tek sahipleri olarak kalmak" gibi aynı ırkçı hedefi takip ettikleri belirtilir. Ben Gurion'un "Begin su götürmez bir şekilde Hitler'in karakterini taşıyor" sözleri alıntılanır.
- İsrail ve ABD İlişkileri: ABD'nin İsrail'e yüksek teknoloji ürünleri ve askeri yardım sağladığı, strateji ve bilgi alışverişi konusunda işbirliğinin sıkı olduğu, hatta İsrail'deki askeri malzeme depolama tesislerinin genişletilmesi planlandığı belirtilir.
- "Büyük İsrail" Stratejisi: Kudüs'te yayınlanan Kivunim dergisindeki "80'li yıllar için İsrail'in stratejik planları" adlı makaleye atıfta bulunularak, İsrail'in dış politikada "büyük İsrail" yolundaki hedefleri açıklanır. Bu planlar arasında Mısır'ın coğrafi eyaletlere bölünmesi, Libya, Sudan ve diğer ülkelerin çözülmesinin sağlanması, Yukarı Mısır'da bir Kıpti devletinin kurulması, Suriye ve Irak'ın etnik veya dini kıstaslar bazında bölgelere ayrılması ve bu devletlerin askeri güçlerinin yok edilmesi gibi hedefler yer alır.
4. Holokost Tartışmaları ve Revizyonizm
- "6 Milyon Yahudi" Efsanesi: Yazar, yarım asırdan fazla bir süredir Ortadoğu ve dünya siyasetinde büyük zarar veren "6 milyon Yahudi'nin öldürülmüş olduğu efsanesi" üzerinde durur. Bu efsanenin bir dogma haline getirildiği ve (anlam olarak kurbanın tamamen ateşte yakılarak Allah'a sunulması anlamına gelen "Holokost" kelimesiyle) kutsallaştırıldığı iddia edilir. Bu kutsallaştırmanın, İsrail devletinin Filistin'de ve dünya genelindeki "haksızlıkları ve milletlerarası her türlü hukukun üstüne yerleştirerek işledikleri bütün zulümleri mazur göstermek için istismar edilmekte" olduğu savunulur.
- Tarihi Araştırmaya Direnç: Vidal-Naquet ve Leon Poliakov'un kışkırtmasıyla imzalanan bir bildiride, kitle katliamının teknik olarak mümkün olduğu ve bu konuda her türlü tarihi araştırma ve soruşturmanın zorunlu hareket noktasının bu olduğu ifade edilir. "Gaz odalarının varlığı konusunda tartışma yoktur, böyle bir tartışma olamaz da" ifadesiyle, "üç yasak, üç tabu, üç kesin sınır" oluşturulduğu belirtilir: "Merak edilmemelidir... Mecburi hareket noktası... Tartışması yapılamaz." Garaudy, bu durumun tarihin tarihinde bir dönüm noktası olduğunu, zira tespit edilen vakanın, her türlü araştırma ve eleştiriden önce mutlak ve dokunulmaz bir hakikat olarak sunulduğunu savunur.
- Nürnberg Mahkemeleri ve Kanıtların Eksikliği: Nürnberg Mahkemesi'nin "suç anında gerçekten meydana geldiği haliyle, olayların sadık bir görüntüsünü elde edebilmek için, alelade bir cinayet davasında dahi sahip olunan bütün soruşturma araçlarından hemen hemen yoksundu" ifadesi alıntılanır. Kurbanların kadavraları, otopsi raporları, ölüm sebebi hakkında bilirkişi tespitleri, suçlular tarafından bırakılmış izler, cinayet silahları gibi kanıtların bulunmadığı belirtilir. Suçlayıcıların iddia ettiği cinayet silahı olan "gaz odalarından" ise hakimlerin hiçbir "iz" bulamadığı vurgulanır.
- Sorgulanan Kanıtlar ve Tanıklıklar: Kaynakta, gaz odalarının teknik imkansızlıkları ve Rudolf Höss'ün tanıklıklarındaki çelişkiler üzerinde durulur. Höss'ün ifadelerine göre, gaz verildikten ve oda havalandırıldıktan yarım saat sonra cesetlerin kaldırılmasına başlandığı, çalışanların maske bile takmadığı belirtilir. Leuchter'in çalışmaları da referans alınarak, gaz odalarının inşası için gerekli asgari şartların dahi bulunmadığı, havalandırma ve Zyklon B için ilave araçların görülmediği iddia edilir. Ayrıca, "seyyar gaz odaları" ve "insan yağıyla yapılmış sabunlar" gibi iddiaların da kanıtlanamadığı belirtilir.
- Holokost'un Özel Niteliği: Garaudy, "Holokost" terimiyle Yahudiler'e yapılanın Nazizm'in diğer kurbanlarının katliamıyla ve tarihin başka hiçbir cinayetiyle kıyaslanamaz olduğunun vurgulandığını, Yahudilerin ıstıraplarının ve ölülerinin "kutsal bir mahiyet kazandığını" belirtir. Oysa, 2. Dünya Savaşı'nda 50 milyon kişinin öldüğü, bunların 17 milyonunun Sovyet, 9 milyonunun Alman vatandaşı olduğu vurgulanır. "Holokost"un bu olağanüstü niteliğini sürdürmek için "gaz odaları" hayaletine ihtiyaç duyulduğu savunulur.
- Nazi Kurbanları ve Medya Algısı: Garaudy, Nazizm'in diğer kurbanlarının (Alman komünistler, Slavlar vb.) acılarının ikinci plana atıldığını, hatta Yahudi olmayan kurbanların sayısının "dokunulmaz" olarak görülmediğini ve sürekli revize edildiğini belirtir. Medyanın, "Exodus", "Holokost", "Shoah" gibi filmleri defalarca göstererek, sanki "bazılarının fedakarane ıstırabı, diğer bütün insanların ıstıraplarıyla ve onların kahramanca mücadeleleriyle kıyas bile kabul etmeyecek kadar çok büyüktü" gibi bir algı oluşturduğunu iddia eder.
5. Siyonizm ve Nazizm Arasındaki İlişkiler İddiaları
- Gizli Anlaşmalar: Almanya Siyonist Federasyonu'nun Nazi Partisi'ne 21 Haziran 1933'te gönderdiği bir memorandumdan bahsedilir. Bu memoranduma göre, Siyonistler, "ırk ilkesini temel almış olan yeni devletin kuruluşunda, bizler cemaatimizi bu yeni yapılara uydurmayı temenni ediyoruz... Bizim Yahudi milliyetini kabulümüz bize Alman halkıyla ve onun milli ve ırki gerçekleriyle açık ve samimi ilişkiler kurma imkanı vermektedir." Ayrıca, karma evliliklere karşı olmaları gibi ortak noktalar belirtilir.
- Nazi Yetkililerinin Siyonistlere Yaklaşımı: Reinhardt Heydrich'in 1935'te "Yahudiler'i iki kategoriye ayırmalıyız: Siyonistler ve asimilasyon yanlıları. Siyonistler tavizsiz bir ırkçılık anlayışını savunuyor ve Filistin'e göç yoluyla, kendi Yahudi devletlerinin kurulmasına yardım ediyorlar... Bizim iyi dileklerimiz ve resmi iyi niyetimiz bu kimselerden yanadır" ifadeleri alıntılanır. Gestapo'nun Betar hareketini himaye etmesi ve onlara karşı uygulanan bazı yasakların kaldırılması örnekleri verilir.
- "Nihai Çözüm"ün Yorumu: Goering'in Heydrich'e verdiği talimatın, "Yahudiler'in meşru cinayetiyle resmen görevlendirilmişlerdi" şeklindeki bir "imha" düşüncesini asla kapsamadığı iddia edilir. Wannsee metninde (20 Ocak 1942) "Nihai çözüm sırasında Yahudiler kendilerinin çalışmalarından yararlanılmak üzere Doğu'ya doğru özel istikamette yol alacaklar... Çalışma gücü olan Yahudiler yollar yapmak üzere büyük iş bölgelerine geniş sıralar halinde sevkedilecekler. Sonuçta hiç şüphesiz tabii ayıklama neticesi büyük bir miktarı ölecektir" ifadeleri alıntılanır. Yazar, bu metinlerin "imha" değil, sürgün ve zorla çalıştırma anlamına geldiğini savunur. "Nakil" kelimesinin "imha" olarak tercüme edilmesinin belgelerin tahrifi anlamına geldiği iddia edilir.
- Kastner Davası: Hakim Halevi'nin, Eichmann davası sırasında Kastner'in Nazi muhataplarından Kurt Becher'i kurtarmak için araya girdiğini belirttiği ve Kastner'in "bile bile yalan yere yemin ettiği" iddia edilir. Kastner'in bu girişiminin "Yahudi Ajansı ve Dünya Yahudi Kongresi adına" yapıldığı vurgulanır.
- Ekonomik İlişkiler ve Lobi Gücü: Nazilerin Siyonist lobilerin Batılı yöneticiler üzerindeki ağırlığını bildikleri ve bu durumun ekonomik ilişkilerin ve "değiş tokuşların" siyasi bir sebebi olduğu belirtilir. Bauer'den alıntı yapılarak, "Batılı devletlerle temasa geçmek için Yahudi ticaret ağından yararlanmak" ifadesi yer alır.
6. Tazminat ve Ekonomik Destek
- Almanya'dan Tazminat Talepleri: İsrail'in 1951 başında Dört Müttefik'e, Nazi zulmünden kurtarılan Yahudilerin ekonomiye yeniden entegrasyonu için yaklaşık 500.000 Yahudi başına 3000 dolar maliyetle, toplam 1.5 milyar dolarlık tazminat talebinde bulunduğu belirtilir.
- Tazminatın İsrail Ekonomisine Etkisi: Bu tazminat müzakerelerinin "hiçbir hukuki dayanağı" olmadığı belirtilir. Almanya'dan alınan tazminatların "İsrail'in ekonomik sıçrama yapmasında kesin bir etken olduğu" ve "demiryolları, telefonlar, liman inşaatları, sulama sistemleri, sanayi ve tarımın bütün dalları, Almanların tazminatı olmasaydı şimdiki hallerinde olamazlardı" ifadeleri yer alır.
- ABD Yardımları: ABD'nin İsrail'e yaptığı yıllık yardımın yarısına yakınının bağışlar ve "unutulmuş" ödünçlerden oluştuğu, geri kalanının ise hızla artan dış borca eklendiği belirtilir. Bu yardımın esasını "silah teslimleri" oluşturduğu ve Kongre'nin halkın eleştirilerini önlemek amacıyla özel finansman tarzları öngördüğü ifade edilir.
7. Hukuk ve Adalet Anlayışı
- Siyonizmin Irkçılık Olduğu İddiası: Birleşmiş Milletler'in 10 Kasım 1975 tarihli kararında Siyonizm'i "ırkçılık ve ırk ayrımcılığı şekli" olarak kabul ettiği belirtilir. İsrail'in "Dönüş Kanunu" örneği verilerek, Patagonyalı bir Yahudi'nin Tel-Aviv'e ayak basar basmaz İsrail vatandaşı olabildiği, ancak Filistinli anne babadan Filistin'de dünyaya gelmiş bir Filistinli'nin "yurtsuz sayılabilir" olduğu belirtilir. Bu durumun "Yahudiler lehine bir tedbir" olduğu ve Filistinliler aleyhine bir ırk ayrımı olmadığı, ancak "Yahudiler lehine bir tedbir" olduğu ifade edilir.
- "Gayssot Kanunu" ve Fikir Suçu: Mayıs 1990'da çıkarılan "Gayssot kanunu" ile "tarihi hakikati tarihin söylemesine bırakmak yerine kanunla tespit ettirmekten ibaret olan bu yasa metninin prensibine itiraz edilmiş" olduğu belirtilir. Bu yasanın "siyasi suça ve fikir suçuna doğru kaydığı" eleştirisi yapılır.
- Adli Süreçlerde Hile İddiaları: Carpentras'taki Yahudi mezarlığı olayına değinilerek, olayın faillerinin beş yıl sonra bile bulunamadığı, cesedin kazığa oturtulduğu iddiasının bir "kurgu" olduğu belirtilir. Medyanın ve siyasetçilerin araştırmanın üzerine gitmediği ve sustuğu eleştirisi yapılır. Benzer bir olayın Romanya'nın Timişoara şehrinde de kullanıldığı, morgdan kadavraların çıkarılıp "sözde kitle katliamlarına karşı daha fazla kin ve öfke duyulsun diye" fotoğraflarının bütün dünyaya yayıldığı iddia edilir.
8. Sonuç: Mitlerden Tarihe Geçiş ve Gelecek
- Siyonist Okumaların Reddi: Garaudy, kutsal metinlerin "siyonist, kabileci ve milliyetçi okumalarını" reddeder. Bu anlayışın, "Allah'ın insanla, bütün insanlarla olan Ahdi ve herkesin kalbinde var oluşu gibi devasa bir düşünceyi basite indirgemekte" olduğu ve "bütün hegemonyaları, bütün sömürgeleştirmeleri ve bütün katliamları peşin peşin mazur ve hatta haklı gören, taraf tutan ve kısmi özellik taşıyan (ve bu haliyle bir put olan) bir Tanrı tarafından seçilmiş halk" fikrini ortaya çıkardığı belirtilir.
- Gerçek Barışın Şartları: Yakın Doğu'daki meselenin, BM tarafından alınan taksim kararlarının ve işgal edilen toprakların boşaltılmasını gerektiren 242 sayılı kararın uygulanmasından ibaret olduğu vurgulanır. "Kanunsuz olarak işgal edilmiş bölgelerde, İsrail ordusu tarafından korunan yeni yerleşim birimleri açmak ve buralarda yaşayanları silahlandırmak, bir işgali fiilen devam ettirmek" demektir. Gerçek barışın, eşit ve bağımsız iki halkın karşılıklı saygıyla ve Kudüs'ün tek sahibi olma iddiası taşımaksızın yaşayacağı bir ortaklaşa yaşayışla mümkün olacağı belirtilir.
- Tarihin Önemliliği ve Revizyonizm: Yazar, "efsanevi bir geçmişin istismarı, geleceği dünya çapında bir intihara sebep olabilecek olan bir gidişe doğru yönlendirmekte" olduğu için bu kitabı yazdığını belirtir. Eleştirel tarihin, "Hitler'in işlemiş olduğu çok büyük suçlarının, ne büyük gaddarlık ve canavarlık olduğunu gözler önüne sermek için hiçbir yalana ihtiyacı olmadığını" gösterdiğini savunur. Yazar, Nazi cinayetlerinin sadece Yahudilere yönelik geniş bir kıyıma indirgenemeyeceğini, faşizme karşı mücadelede "on milyonlarca ölü verilmiş olduğunu göstermenin" ırkçılık olmadığını vurgular.
- Açık Tartışma İhtiyacı: Garaudy, kaynaklara dayanarak bu dosyaya bilgi eklemeyi ve "siyasi art niyetler yüklemeden, kendisini peşinen baskıya ve suskunluğa mahkum etmeden, bu geçmişin tarafsız gerçekleri üzerinde hakiki bir tartışmanın başlatılmasına hizmet etmiş" olmayı umduğunu belirtir. "Geleceği, kinleri devam ettirerek ve bu kinleri yalanla besleyerek hazırlayamayız" der.
- Geçici Bilançolar ve Sürekli Araştırma: Tarihi bilançoların geçici olduğunu, revize edilip düzeltilebileceğini ve yeni ögelerin bulunması halinde tekrar gözden geçirileceğini ifade eder. Özellikle Amerikan ve Rus arşivlerinin henüz tam olarak incelenmediğini, bu nedenle "efsaneyi tarihle karıştırmamak ve bir tür entelektüel terörizmin bugüne kadar dayatageldiği gibi, araştırmadan önce hükümler vermemek şartıyla, daha geride yapılacak çok iş var" olduğunu belirtir.
9. Yazarın Kişisel Bakış Açısı ve Vurguları
- Garaudy, İbrani şiir ve diline tutkun olduğunu ve peygamberlerin değerlerine saygı duyduğunu belirtir. Ancak modern İsrail devletini "altın buzağıya tapanlar" gibi, "Tanrı'sını kaybettiğini ve O'nun yerine bir put koyduğunu" iddia eder.
- Yazar, Yahudileri aşağılama amacı taşımadığını, aksine "bütün diğer martir veya kurbanları, mesela 17 milyon Sovyet vatandaşı ile 9 milyon Alman'ı, ikinci plana atmak gerekti" bahanesiyle, Yahudileri gerçek kurbanlar listesi olarak sunmak için yapılanları eleştirdiğini belirtir.
- Garaudy, kitabının basımında yaşadığı zorluklara değinir ve eserini Fransa'da "Samizdat olarak, yani yazarının namı hesabına bastırmak zorunda" kaldığını ifade eder. Medyanın kendisine cevap hakkı tanımadığını, "Le Figaro" dışında hiçbirinin cevap yayınlamadığını belirtir.
- "Bu korkunç tabloya ne Dante'nin cehenneminden alınma yangın alevlerini eklemeye ihtiyaç vardır, ne de bu gayri insaniliği zihinlere iyice nakşetmek için, onları 'Holokost' gibi dini bir teminat ve kurbanla alakalı ayrıca bir kefaletle takdim etmeye..." ifadeleriyle, Nazi cinayetlerinin büyüklüğünü abartmak için efsanelere ihtiyaç olmadığını savunur.
- Son olarak, "revizyonist" eğilimi reddeden politikacıları ve resmi tarihçileri eleştirir ve İsrail'de "hakikati ve dürüstlüğü, ifade hürriyetini ve eleştirmeci araştırmayı savunduklarını düşünenlerin, bu değerlerin düşmanlarıyla işbirliği etmekten ve bir linci hazırlamak için ideolojik bir asma yaprağı gibi kendilerini kullandırtmaktan kaçınmaları" gerektiğini vurgular.
10. Genel Değerlendirme
Roger Garaudy'nin "İsrail, Mitler ve Terör" adlı eseri, Siyonizm'in ideolojik temellerini, "seçilmiş halk" ve "vaat edilmiş toprak" mitlerinin siyasi istismarını, Holokost'un anlatımını ve bu olayla ilgili kabul edilmiş bazı gerçekleri eleştirel bir gözle sorgulamaktadır. Yazar, özellikle gaz odalarının varlığına ve 6 milyon Yahudi'nin öldürüldüğü sayısına ilişkin resmi anlatının sorgulanmasına odaklanarak, bu iddiaların siyasi amaçlar için kullanıldığını öne sürmektedir. Eser, Nazi rejimiyle Siyonist liderler arasında iddia edilen işbirliği ve İsrail devletinin kurulmasında tazminatların rolü gibi tartışmalı konulara da değinmektedir. Garaudy, bilimsel ve eleştirel bir tarih anlayışının önemini vurgulayarak, geçmişle ilgili yalanlara ve manipülasyonlara karşı çıkmakta, gerçek bir barışın ancak adalete ve hakikate dayalı bir yaklaşımla mümkün olacağını savunmaktadır.